29 Şubat 2012 Çarşamba

sessizliğin anarşisi

varolmak kişiseldir
öncelikle "kendini bilmek" kendindeki boşluğu görmektir.
kendi: kuşatılmış varlık.
doğa, zaman, toplum-kurumlar ve başkaları tarafından kuşatılmış
ve psiko-fiziksel olarak belirlenmiş;
bilen
bilmediğini bilen
bildikçe aşan
aştıkça hiçleşen
boşluğu kapsayan
kapsayıcılaşan varlık
hem kendi hem başka
birlikte ve ayrı
cehennem ya da cennet olmadan önce
müphemliğiyle var olan
hem kendine hem başkasına muhtaç ve karşı
kendini ve başkasını tekil, dolaysız, yüz yüze ilişkiye mahkum eden...

2 Şubat 2012 Perşembe

şefkat bazen nasıl da ona en çok gereksinim duyanları paramparça ediyor

.......
gökyüzü yaşayanlarınsa toprak ölülerindir
bir bakış kadar gökyüzü bir beden büyüklüğünde toprak
Aslı ERDOĞAN

24 Kasım 2011 Perşembe

ve


biri vardır ki digerlerini ötekeleştiren

19 Kasım 2011 Cumartesi

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

"daha ilk karşılaşmanın karmaşık doğaçlamasında,
birlikteliğin olası geleceği belli olur.
bugün birbirinizin okuma nesnesi halindesiniz,
her biri ötekinde onun yazılı olmayan öyküsünü okuyor.
yarın erkek okur ve kadın okur birlikte olacaksınız
bir çift olarak bir yastığa baş koyacaksınız,
her biri kendi başucundaki lambayı yakacak
ve okumaya gömülecek;
iki paralel
okuma uykusunun yaklaşmasına eşlik edecek;
önce sen, sonra sen ışığı söndüreceksiniz;
farklı evrenlerden dönen sizler
farklı yollara uzanan rüyalar
seni bir tarafa ve seni de başka bir tarafa sürükleyene kadar
geçici bir süre için kendinizi
bütün uzaklıkların silindiği karanlıkta bulacaksınız.
ama bu uyumluluk evlilik görüntüsüne gülmeyin:
bunun karşısına koyacağınız
daha şanslı bir çift imgesi var mı elinizde?"
Italo Calvino

13 Kasım 2011 Pazar

yaşamak köleliktir


"herkes tek tek ve anonim
çok ve adsız..."
(sessizliğin anarşisi)

19 Temmuz 2011 Salı


sevmeyi ilk kimden öğrendiysen herkesi öyle seversin

4 Ocak 2011 Salı

Qui n'a plus qu'un moment a vivre N'a plus rien a dissimuler

bu hastalıklı bekleyişe sakıncalı bir hayranlık duymuyor değilim

2 Aralık 2010 Perşembe

seni seviyorum

bu yazının iletmesi gereken ilk duygu bir fünikülerin sesini işittiğin zaman hissettiğinle aynı olmalı, gereken diyorum çünkü yazılı sözcüklerin en ufak bir fikir bile verebileceklerinden kuşkuluyum
Benimkinin bir reddetme, bu saldırgan ve tehditkar çağrıdan kaçış tepkisi olduğunu açıklaman yetmez
bu aslında bana azap veren rahatsızlıktan başka bir şey getirmeyeceğini çok iyi bilmeme karşın yanıtlamak için telaş ettiğim o kalbin sesine uymaya iten ivedilik, dayanılmazlık, zorlama duygusudur.
Öte yandan çıplaklığıma batan öfkenin paralayıcı yangısı gibi bir eğretileme kullanmak bile bu ruh halimi tanımlamaya yeterli olmayacaktır
bu tanınan bir duyumu dile getirmek için hayali bir duyuma başvurulamayacağından değil çünkü hiç kimse bir bir sözle yaralandığında ne hissedildiğini bilemez bunu kolayca hayal edebileceğimizi zannederiz
bilinmeyen ve yabancı yerlerden bize ulaşan bir şeyin varlığında korunmasız savunmasız kalma duygusu
işte sen daha ağzını açmadan ben ne söyleyeceğini bilemesem bile söylemek üzere olduğun şeyin bende yaratacağı tepkiyi tahmin edebilirim.
en ideali yazının senin varlığının işgal ettiği mekanın duygusunu vererek başlaması
çünkü çevremde bundan başka bir şey yok
bu öyle bir mekan ki sanki kendi içsel zamanında yalıtılmış olan SENden başka bir şeyi kapsayamaz
ve bir zamanın sürekliliğinin kesilmesiyle benim varlığımın az önceki varlığımla aynı olmaması durumu da var

23 Kasım 2010 Salı

"bir şeylerin eksildiğini hissediyorum:belki ben belkide ben'in içeriği"


bütün insanlar sanki hiç var olmamışlar gibi yok oluyorlar.
belki de elimi fazla uzattım

31 Ağustos 2010 Salı

ya gerçektende söz var olan her şeyin yöneldiği varış noktası ise


görünüşte bir başka sessizliğe eşit bir sessizlik
yüzlerce değişik niyeti dile getirebilir
sorun birbirini anlamada
ya da kimse kimseyi anlayamıyor
herkes
gidene
kendisi için temel olan
ama yalnızca kendisinin anlayabileceği bir anlam kattığını sanıyor
öteki, kendine söylenenle hiç ilgisi olmayan bir karşılık veriyor,
başı sonu olmayan bir konuşma...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

...

-her şeyi gene birbirine karıştırdın,
-ziyan yok, çözecek olan gene benim.
-öyleyse niçin karıştırıyorsun?
-kim bilir, belki de her çözüşten sonra artık bir şeylerin değiştiğini ve bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüğüm için"

10 Ağustos 2010 Salı

Rimbaut

"nereye olursa olsun git, dünyanın sınırlarından çık da, nereye olursa olsun git"

8 Ağustos 2010 Pazar

8

gecikmiş saplantıların ıslaklığı kalıyor varoluşun özünde

19 Temmuz 2010 Pazartesi

144

"-hayatı sürekli hızlanan, hızını artıran bir şey sanırdım; her yılla birlikte daha zenginleşecek, daha derinleşecek bir şey. İnsan giderek daha çok şey öğrenir, daha olgunlaşır, daha derin görüşler kazanır, hakikatın içine daha çok girer...
-ve şimdi anlıyorsun ki hiç de öyle değilmiş, ha? Daha çok sigara içmeye benziyormuş. İlk birkaç nefesin tadı harika. Sonuna doğru eskiyeceği, kötüleşeceği insanın aklına bile gelmez. Sonra onu olağan kabul etmeye başlarsın. Birdenbire bakarsın ki, neredeyse filtresine kadar gelmişsin. İşte acılığını o zaman hissedersin.
-ama ben sonun yaklaşmasındaki o kötü tadın her zaman farkındayımdır,
-öyleyse sigarayı bırakman gerek."

14 Haziran 2010 Pazartesi

ölüm

beklemek mi
umut etmek mi

5 Nisan 2010 Pazartesi

sanrısal

yeşilin hastalıklı sakinliğine kulak kesilmiş bir geceden düşüyorum
dar patika bir yola
zorlama bir özlemle bakıyorum erik ağacına
yapraklarından sızan ışık alıyor bedenimi
gözlerim alışşın diye bekliyorum alışmıyor
tanıdık bir yerde miyim
içime dolan toprak kokusu saçlarımı tarıyor
bağırıyorum
üst ranzanın gıcırtısı bastırıyor göstermelik düşümü
ahşap sevinçlerim doluyor arsız boşluklara
hepsi aynı kokuyor
uykuya bastırıldıkça azalan bir acı düşüyor parmaklarımdan
Ben'in yanlış uzaklığı mırıldanıyor çarşafımda
belki aynı geceyi ağlıyorum o'na da

31 Mart 2010 Çarşamba

artık hiçbir yerdesin


sana söylediklerim kendi duymak istediklerimdi

16 Mart 2010 Salı

11 Mart 2010 Perşembe

her şey sadakat ile başlamış

sibella said...
acaba ben sadikmiyim?belki cok degilim ama nankor degilim,sanirim:(
23 Temmuz, 2006 22:37

kayhan said...
sadakat ihanet cok ayrı bir kavram olsa gerek diye düşünüyorum
yalnız resim cok hoş yalnızlığı anlatıyor sanki.
23 Temmuz, 2006 23:00

vintage biscuit said...
sadakatt guzel beeeeee
bazen huzurda verir

Kara said...
Kirpikleri tel tel, düşüncesi yel Kirpi,
Ben derim ki,
Herkeş sadık olmayı becerebilirse sadakat mutluluğa yapılan en gerekli yatırım,
Sadakatsizlik de nankörlüğün kendisidir.
Derim bunu.
Diyorum,
Söylüyorum,
Kelimelere döküyor ve haykırım haykırım haykırıyorum.
24 Temmuz, 2006 16:18

Anonymous said...
mutluluk köpeklikte(imiş)
24 Temmuz, 2006 16:35

Skoer said...
anonimos boyundan buyuk laflar eder(mis)
24 Temmuz, 2006 16:46

bencilkirpi said...
boyuda lafları kadardır
24 Temmuz, 2006 17:41

metemorfoz said...
tartışmaya açık bir konu değil, kesinlikle haklısın,lakin bu bilgiye sadık olunmayan kişinin de kani olması önem arzeder kanaaaaaaatindeyim,hapşuu
24 Temmuz, 2006 21:12

metemorfoz said...
ne diyordum tabe iki insan arasındaki sadakat söz konusu olduğunda, ama sadakat aslen tek tanrılı dinlerin allayıp pulladığı bir çok yönümüzden biri, tıpkı hırs gibi .
itaat et ve kurtul
ey sen böcek insan !
24 Temmuz, 2006 22:05

mathy said...
en sadik hayvan kopektir...
25 Temmuz, 2006 01:43

tanrı said...
gözealamamak insanoğlu
böcek "olamamak" gerçekten
ares nerde hades onu göremiyorum
:)
26 Temmuz, 2006 21:03

metemorfoz said...
ceza ?
korktuğun nedir ?
26 Temmuz, 2006 23:20

metemorfoz said...
young marble giants'tan the taxi çalıyor şu an
herşeyi bambaşka anlıyor olabilirim
..
zaten herşey bambaşka şu an
..
26 Temmuz, 2006 23:23

tanrı said...
dedim ya insanoğlu
hep korktuğum özgür iradeye karışmak
ne yapmalıyım kendime bu denli bencil bir ceza verebilirken
dipte ve ya gökte basit olmak
ya insansam
senin gibi .. .. maneater
kimler geçti bakalım bugün idini
:)
27 Temmuz, 2006 02:24

tanrı said...
kahretsin insanoğlu
"mutlak dürüstlük" keskinliğini azaltır mı ___
hadi bırak
-düşünme bile-
yapabilir misin her akşam gözünde ___
ne kolay di mi doldurmak boşluklarını ___
:)
king of the road .. ..
27 Temmuz, 2006 02:50

bencilkirpi said...
mete korkuların idin şarkısı eşliğinde nefesime karışıyor
ey tanrı bağışla ve esirge
27 Temmuz, 2006 15:19

tanrı said...
kel kirpi ne kadar güzelsin
lütfen kaybetme dokungaçlarını
ister misin ?
:)
27 Temmuz, 2006 21:14

bencilkirpi said...
tanrısal övgülerine sızlanacak tanrıçaların gölgesinde pek kalmışsın demsiz TANRI
27 Temmuz, 2006 23:41

tanrı said...
teşekkür ederim
ya sen öğretmenim
:)
27 Temmuz, 2006 23:48

bencilkirpi said...
eğitmek sizin işiniz biz naçiz bedenlere bu yük fazlasıyla bedelli
28 Temmuz, 2006 00:09

tanrı said...
denildiği gibi özgür iradeye karışılamaz
umarım affoluruz yanınızda
biz bedeline razıyız
:)
28 Temmuz, 2006 00:22

bencilkirpi said...
affetmek sizin işiniz
28 Temmuz, 2006 01:05

tanrı said...
ağız dalaşı gibi bişiye neden olduğum için gerçekten özür dilerim
umarım bana daha fazla kızmazsınız
saygılarımla... :(
28 Temmuz, 2006 11:06

bencilkirpi said...
ağız dalaşı olabilmesi için sizin engin kudretinizin bir parçasına sahip olabilmem lazımdı ki maalesef:((
28 Temmuz, 2006 17:27

Skoer said...
vay anasina be. iki dakika suradan ayrildik neler olmus. filhakika konu hakkinda daha alengirli laflar edebilirim. boyle hassas bir konu uzerinde turlu fikirlerim hatta ve hatta konu ile ilgili cesitli fikralarda oynamisligim bile vardir.

simdi sadakat; sakatat'in ucuncu kusaktan akrabasidir. bunyeye zararlidir. hem ne gerek vardir.

metemorfoz'un dediklerine katiliyorum.
"ama sadakat aslen tek tanrılı dinlerin allayıp pulladığı bir çok yönümüzden biri, tıpkı hırs gibi."

sadakat bir durtu degil bence de. ve malesef insanoglu ne kadar surecegini dahi bilmedigi bi omre sahipken neden altinda ezilecegi bu kadar buyuk cikmazlar yaratir kendine onu da anlamis degilim. gerci ben bircok seyi anlamis degilim. . . . . . . . dur bi dakka, yav ben hic birsey anlamis degilim...

acaip dipnot: boylelikle kisisel blog gecmisim en uzun yorumuna imza atmis bulunuyorum. bu firsati yaratan basta bu blogu yazdigi icin bencilkirpi'ye, polemik yarattigi icin tanri(ca)'ya, alinti yaptigim yorumu ile konuyu guzel bir yere tasiyan metemorfoz'a, yorumlarini bizlerden esirgemeyen tum blog'culara tesekkurler, tesekkurler...
29 Temmuz, 2006 11:23

Skoer said...
ayrica, bir daha benden habersiz polemige girmeyin lutfen.

24 Ocak 2010 Pazar

12 Ocak 2010 Salı


23 Aralık 2009 Çarşamba

"bir buz tanesini ellerimde tutuyor gibiyim
ne erimesine engel olabiliyorum
ne parmaklarımın arasından yitip gitmesine
ne de vazgeçebiliyorum tutmaktan"


Gönderen bencilkirpi zaman: 02:02:00 4 yorum

7 Ocak 2010 Perşembe

-izSİN


07 Mart 2009 Cumartesi

uçurtmalar düşecek gibi savrulurken
bir anda yükselir
benim için değerliSİN iz
lütfen uçurtmamı düşürmeyin

Gönderen bencilkirpi zaman: 21:34:00 13 yorum

10 Nisan 2009 Cuma

herşeySİZsiniz sizi(seni)seviyorum ben


14 Temmuz 2009 Salı

"sen", "ben'' den daha eski bir masaldır
teni kutsayan aşıkların dilinde
ben sen'de kendisini aradığı için kalırken
sen yazgısına direnemediği için gider
ben'in kendine olan öfkesi
yalnızlığını sen'de bir hapse çevirirken
sen sözleri zarlara dökmüş olur
ben kendinden üstün bir şey yaratmak isteyen
ve bu yüzden harcananları si(z)lerken
sen biz'den geçmiş olur

Gönderen bencilkirpi zaman: 01:28:00 10 yorum

22 Haziran 2008 Pazar

iz(in)le


kendimle kalamıyorum
kendimle kaldığımı sandığım anlarda seninle kalıyorum.
senin görüntünle, günün görüntüsüyle, anın görüntüsüyle kalıyorum.
gelip yakalıyor beni yakalarımdan.
tahmin edilemez bir biçimde sarsmaya başlıyor. içim… içim acıyor.
kaçışım.kendimden, senden, hayattan, olanlardan, olacaklardan…
küskünlüğüm bana, sana, hayata, olanlara, olacaklara…
sonra diyorum kendi kendime; “neden böyle yaptın da neden böyle oldu?”.
ve hiç bir şey anlamıyorum.
her şeye sırtımı dönüp oturmak istiyorum bir köşede öylece, usulcacık.
hatta bir köşede tek ayak üzerinde dursam yeridir. o derece kızgınım kendime, kırgınım.
özgürlüğüne çok düşkün biri olduğumu biliyorsun.
insanların birbirlerine 'sahip’ olması durumunu hem sevmiyorum, hem anlamıyorum. ama bu kendimi senin yanında tutsak hissettiğim anlamına gelmiyor.
özgürlük. seninleyken, sana zincirlenmişken dahi kendimi her zamankinden daha özgür hissetmem geçiyor aklımdan.
sana bakarken o kadar çok şey geçiyor ki aklımdan gözlerimi senden alıp ufka çeviremiyorum.
gözlerindeki ışıltı en mavi deniz’den daha çok huzur veriyor bana.
gülümseyişin… en yeşil ormanlardan daha yaşam kaynağı, daha doğal, daha nefes benim için. ellerin… o mavi gökyüzünde uçan kuşlardan daha narin, daha özgür. sadece tutmakla, tutunmakla yetinmek istemiyorum.
öpüyorum. öpeceğim de müsaade ettiğin sürece.
her şey o kadar iç içe geçiyor ki hiçbirini birbirinden ayıramıyorum.
yalnızlık bencillik, sahiplenmek, sevmek, ısrar, zorunluluklar, sorumluluklar, hayat, dayattıkları…
hep aynı.nereden geldiğimi bulana kadar nereye gittiğimi gözden kaçırıyorum çoğu zaman. çoğu zaman zamanı fark edemiyorum.
hayır hayır ne burası acıklı bir blog, ne de bu acıklı bir yazı. keza sevginin acıklı bir hadise olduğunu düşünmüyorum. sadece yeri geldi susal(d)ım aşka.
skoer

1 Haziran 2008 Pazar

arkadAŞlıK


rahatlık,
gözlerine bakıp "seninleyim"cevabını okumak
mutluluk,
dayatılmışlıklara "hayır" diyip fajitasa "evet" demek
beğeni,
düşünen adam heykelinden çok kedisine çay içiren "düşünceli adam"lara hayran olmak
paylaşım,
olası tekliklere her daim "iki pipet"le karşılık vermek
güven,
"mobesa"nın kelime anlamını bilse de orada olacağını bilmek
gerçeklik,
gözlerindeki hüznün ıslaklığıyla renklenip deklanşöre dokunmak
sevgi,
sözlük anlamından ötesi olmayan uzaklıklar öncesi farklı operatörlerden yarım saat konuşup ne dediğini değil ne hissettiğini anlamak
samimiyet,
tüm kimliklerden sıyrılıp sahne arkasında da kendin olmak. Kalbi başka melodilerle demlenirken dillenmeyen şarkısına eşlik etmek
hesapsızlık,
her türlü "olabilecek"leri umursamayı reddederek onun kıyafetleriyle daha da güzelleşmek. Banka önlerini amacı dışında kullanıp gereksiz hassasiyetlerin yerleşmesini sağlamak.
saygı,
kendi kararlarını alabilmesi için sonuna kadar yanında olup yanlış yaptığında elini sıkıca tutup seni görmezden geldiğini unutmak.
rahat bırakmak,
talihsiz kadınlar serisinin halkası olma umuduyla bileklerine yeni şekiller verdiğinde onu pucca saatle ödüllendirmek.
koşmak,
"sana ihtiyacım var" dediğinde zamanın dışına çıkıp gecenin bir vaktinde ona koşmak.
nefret,
kalanın sen olduğunu unutmadan her düştüğünde dizlerini öpenin o olmasını dilemek.
özlem,
sanal muhabbetsizliklerin büyüsüne yenilmeyen namelere kalbini koyabilmek,
içmek,
limonlu akminanın reklam serinliğine güvenerek, göz yaşlarına özgürlüğünü vermeden öylece içebilmek. "Giderim" şarkısını küllük olarak kullanılan kırmızı tuborgla daha da renklendirmek.
umut,
iki kişilik dünyanda mal mal oturup yeşil orduların seni fethetmesini dilemek.
hatırlamak,
tek taraflı hislerin özgürlüğüyle bir insanı sevebiliyor olmaktan mutlu olup salçalı soslu gitmeleri hatırlamak.
salaklık,
şükrü saraçoğlunun önünden geçerken "az sonra şampiyon olacak bir takım için fazlaca sessiz" dedikten hemen sonra taksicinin: " Maç Denizli'de" demesiyle futbol ilgisi-zliği-ne rağmen o dakika onla zevkle salaklaşabilmek.
sonsuzluk,
herkes her şey gelip geçerken olası yeryüzünde hancı olabilmek.
küçülmek,
gitmemesi için defalarca kendinden giderek isteyerek yerin dibine geçmek.
sarılmak,
kendi topraklarına indiğinde tanıdık ilk yüz olmak istiyorum deyip ona sarılmak. "zayıflamışsın" deyip onca ertelenmişliğin hırsıyla tekrarlanan sarılmaları on dakikaya sığdırdığında bile onsuz olamayacağını bilmek.
arkAdaŞlıK,
"yürümek bir ömür boyu beraberce el ele"cümlesinin gerçek olmadığını bile bile
"yar senin derdinden derbeder oldum" şarkısıyla salağa dönmek.

Gönderen bencilkirpi zaman: 17:51:00 27 yorum

25 Mayıs 2008 Pazar

deniz


"yaşama çagrı, ölüme davetiye."

17 Nisan 2008 Perşembe

aşk


allayıp pulladığımız aşkların bir değeri yok
çünkü değerin işe yarayacağı boş yer yok

16 Nisan 2008 Çarşamba

değerinden eksiğine bozdurulmuş kaç hayat sığar gözlerimdeki masala?


Regl sancılarıyla sarardığını umduğum yüzüme kan gelmesine (ki onca gidene rağmen) vesile olan namenizin kokusu hala saçlarımda desem:)
Dersteyim. Parçalanmışlıkları biriktirmeye alışkın ruhumda bir ayrıntıyı atlıyorum farkına vararak. Ayrıntısı olmayan hayatıma renk olsun diye.
Bu sıralar pek bi yeni yetme ergen modundayım. Emeklemeyen gidişlere bakakalmış ertelenmişlikler deryasında tutunduğum ince bir aşk olsa gerek
susuşlara eklenmiş öykülerinin çıplaklığına sarmalasan kirpiyi...
Dilek kiplerinin kibir deryasında boğulmaktansa yeşil gözlerinde ölmeyi denesem mi yoksa pasesivim.
Kendimizden vazgeçmezken vazgeçemediklerimizden medet umarız vazgeçişler için. Geçiş denemelerinde pek bir ısrarkeşim.
Kavramlara yüklenen anlamları anlamlandıramayacağımdan olsa bombok bir hayat çiziyorum her yere.
Çizimlerim de yazdıklarım kadar yersiz yurtsuz. Onlara olası bir dünya sunar mısın, sunarlar mı ki?

27 Mart 2008 Perşembe

"Unutma. Sen varsan ben varım, o var, biz varız. Sen....

"bir aşk birçok aşktan yapılıyor
ve ayrılınmıyor hiç bir seferinde!"...

24 Mart 2008 Pazartesi

"huzursuz ruhlar"


yaşadığımız dünyanın insani olan her şeyi nasıl çürüttüğünü gözlemlemek mümkün.
yeniye olan saplantılı tutku, sıkılganlıklar, bıkkınlıklar, takıntılar, şizofrenik kişilik bozuklukları, antideprasan ilaçlar....
posasını sıkarcasına sevilen, suyu bitince de çöpe atılan aşklar...
ruhlar huzursuz, ters dönmüş yattığı bedenin içinde...
çağımızın bir vebası da sıkılma belki...
"sıkıldıysan değiştir" sloganı ile her an saçını kıyafetini, işini, sevgilisini, arkadaşını, değiştiren birey...
yeni sözcüğünün büyüsü sistemi her an yeniden üretiyor.
evet bir tüketim dünyasıdır yaşadığımız...
ambalajlı afili, içeriği boş...
depresyon ilaçları eşliğinde yaşanan aşkların, takıntıların ve samimiyetsizliklerin dünyası...
peki böylesi bir dünyada ruhlar nasıl huzur bulacak?

14 Mart 2008 Cuma

bir gün gerçek olup gelemez misin


kirpinin olanca nezaketiyle merhaba,
günleri dünlerimize özleten anılar ve sen...
Paylaştıklarımızın düşselliğine direnen bir ............ yorgunluğu var gözlerimde.
Senli hasretimde derin bir yurtsuzluk.
gidişine yüklenmiş bir anlam yok zamanın kırık hafızasında.
Bu olası yeryüzünde "her şey yerli yerinde" tüm yerleşiksizliğiyle.
Kirpisel imgelerin cenderesinden kurtulamayan kıvraklıkla
gezindiğim satır aralarına anlam kazandıran ........... en güzel gözlü ........... çok özlüyorum.
sen götürdüklerinden daha fazlasın o kentte.
Benim içinse hep kendin kadardın, olduğun gibi.
Seni her düşündüğümde zaman biraz daha çölleşiyor kalanda.
özlediğimsin.

10 Mart 2008 Pazartesi

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler


"dayanılması o kadar da zor değildir
büyük ayrılıklar bile
en güzel yerinde başlatılsaydı eğer"

Jean-Paul Sartre


"intihar kaçış değil reddediştir."

masal


soysuz kıvrımlarımla sarkıyorum olası bir masaldan


--9/06/2007 12:11:00 AM tarihinde bencilkirpi tarafından

keşke


başlasam yeniden camel içmeye
kırmızı koksam
saçlarımı kazıtıp
sınavlardan atılsam
talaş koksam17 imde
siyah seni geçirsem üzerime
banka önlerine hayallerimi assam
her gün yinelenen bu ritüelde
belleğim işlevinin yerine getiremeyince
gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlasam
yağmurlara enselensem
üşenmeyip her yere yürüsem
sabah kahvaltısında içmeye başlasam
bukowskiyle uykuya dalsam
marmara'yla yeni tanışsam
bulduğum bütün mumları yüzünün gölgesine dizsem
yazdığım mektupları bu mumlarla mühürlesem
öğle vakti rast geldigim türk filmlerini seyretsem
yılbası gecelerinde gizli hedef oynasam
tiyatro çalismalarina baslasam
papatyalar açmışken taçlandırsam basımı
o'ndan mektup beklesem
tatillerde kendime gitsem
bir türlü dönmesem
ankara'da üniversite arkadaslarımla buluşsam
annemden bahsetsem her fırsatta
kedilerden nefret etsem
düşsem dizlerim ve sol kolum kabuk bağlasa
en iyi arkadaslarim hep erkek olsa
denizin ortasındaki yataklarda uyuyakalsam
topuklu ayakkabı ile yürüyemesem
nilgün dünyalı olsa ben aşkla kansam
gök gürültüsünden korksam
telaffuz hataları yapsam
alkollüyken sarkı söylesem
sesimi begensem
sen gözlerimden geçsen
keşkelerimi dağıtıp
yarım kalmışlıkları unuttursan...


--7/17/2007 01:55:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

eski(me)


anlamını bilmeden önce tanıdığı yalnızlığı
eski yaşantılarının hastalığından yeni kalktığı sırada
aldırışsız kelimelerle konuşurken
eski yaraların eski aşkların
göğsüne saplandığını duydu birden
sustu kaldı
güneşe döndü yüzünü
dilemediği eksik hayatların
gölgesiyle irkildi düşlerinin çölünde
yalnızlığı acıtınca gözlerini
perdelerini kapayıp kendi karanlığına gömüldü

lal

evvelbaharlar öncesiydi lal aynlardan
kenarsız incelikler sızardı
zemheri artığı dillere
kordan kaküllerin sınandığı
küçük korkuluklardan
sancısız ölümler doğarken
keşkeli kalemlere
kanayan direncimiz yedirilirdi
umut denen kancığa-


-6/27/2006 06:39:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

noir

kendi kuyusuna düştükçe
doğrulamayan yalanlar dizeledi
ayakları sürtmeyen usa--

bir yurtsuzluk olacak vardığımda enginliğe
deniz perdelerini çekecek belleğime
her ilmeği çıplak örülecek şekilsizliğimin
körlüğünde işaretlenecek unutulmuşluğum
aşk, oğul, kardeş, anne adına ne varsa silinecek
umudun gölgesini dolaysızlık sağacak
bıçak yarası dünüm dağlanırken
eşşiz manzaralar kazacak bedenimi
kendi oluşumunun ağında debelenirken
bir saliselik hafıza tükürecek
gözardı edilen iyeliğim--


9/26/2006 11:59:00 AM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

"ah o unutmayı bir hatırlasam"

"her şey en ince ayrıntısına dek unutulsun diye
önce bir bir hatırlanır"
--

anlam(adım)


"baştan başa bekleyiş olmak için
kendimi boşalttım,
şimdi bomboşum işte
ve artık beklediğim bir şey yok"
--1/02/2007 08:18:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

taşra kederime eşsiz manzara-2

miyadın itkiydi görünen
döngüsüne eğilmiş usulca
kederini ıslatıyordu
göğsüne saplı yaşamın hırıltısında
tamlamaları susturabilmeyi diledi
sırlanmış camların gölgesinde
tutuklanmış tarihine boyun eğerken
ağırlaşan belleğinden aşırdıklarını
doldurdu kadehlere
iyeliğinden kaytaramayan bir ıstırapla içti
yenilmişti epik karalamaların celladına
mor birlikteliklere dönüyordu yazgısız kumlar
gömülerin bölünmüş uykularından geçiyordu taneler
göğün sefaletini uğurlayan
ayın ussallığına bilendi
umudun soytarı tiyatrosuna uzanan
dalgalara dokundukça
aşağılayan sarsan kırıklarla doldu bedeni
ruhunu yalayan biçimlerin kesikleri belirginleşti
gecenin zorba kurnazlığında
kumsala bıraktı ismini
geceden güne
tümünü ezinceye kadar
(en çok da) ismine küs kaldı
--1/14/2007 02:07:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

unutmayacağız


"kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlandırmak
hastalıktır.
kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa,
senin kimliğin hastalıklıdır"


--1/20/2007 05:23:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

andayım

duraksız mevsimlerin
feveran yosması
düne yazılmış göğümde
an(ı) olamayacak kadar bendesin

1/21/2007 12:47:00 AM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi --

yal(an)ız


paylaştırılmamış bedellerin ağırlığı
yolların sefilliğine çözülürken
çölün ayak seslerine ıslanan
yalnızlığım harlanırdı--


--2/04/2007 03:41:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

anlam(adın)

o kalabalıkta seni görmek isterim
asma yalnızlığına sarkan
küçük gri boşluklara gömülerek ellerini çizmek
utangaç kibrine
.....................
uzunca boylu yalanlar içsek
kırmızı limanlara giden zamanlarda
ölçüsüzlüğe sarsak silinmiş ömrümüzü
yeniden hecelesek doğurganlığımızı
anlamlara boğmadan yenilensek soysuzluğumuzla
mahcup maskelerimiz sinsin
yazgısız kumlara
idin şarkısı kararsın
insin perdeler
çıplaklığınla kamaşan dilime dolsun tadın
sen kal ben olayım
--2/06/2007 11:52:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

kan(ama)dım


ağulu çarelerin sürgülendiği
melankolik sınamalara demlenirken
bir sana kanamadım --

2/13/2007 10:09:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

9 Mart 2008 Pazar

murathan mungan


"onca sevdim de bir yüzünü görmedim aşk

her seferinde peçen gözümde kaldı."


--2/21/2007 10:49:00 PM tarihinde bencilkirpi tarafından bencilkirpi adresine gönderildi

his(s)etti(m)i-30 Temmuz 2006


saygılı bir telaşla gelen
öl(eme)me korkusu
kelimelerimi sağırlaştırıp
sine-i suzanımı ediyor helak

posted by bencilkirpi @ 22:34 54 comments

22 Temmuz 2006




sadakat ihanetidir kendine insanın
en büyük nankörlük de budur ayrıca

posted by bencilkirpi @ 22:17 40 comments

ezop (19 temmuz 2006)


senin olan bir'e bak
senin olacak iki'ye bakma
biri sağlam
öteki yarım yamalak...

posted by bencilkirpi @ 10:01 18 comments

taşra kederime eşsiz manzara (16 Temmuz 2006)


gerçek yabancı kim
zamana sıkışmış sözler mi
yerleşik sınamalardan artakalanlar mı
anadilin gölgesi içindeyken zordu
sırtına alelacele geçirdiği hayatın ıslaklığı titretmişti sesinin alevini
tamlamaları susturabilmeyi denedi
sırlanmış camlara çarpan tutuklanmış tarihine boyun eğdi
ağırlaşan belleğinden aşırdığı öyküsünü
kaldırılan kadehlere doldurdu
-olmalıydı ona dair-
iyeliğinden kaytaramayan bir ıstırapla içti kendini
yenilmişti epik karalamaların celladına
mor birlikteliklere dönüyordu yazgısız kumlar
gömülerin bölünmüş uykularından geçiyordu taneler
göğün sefaletini uğurlayan ayın ussallığına bilendi
aşağılayan sarsan kırıklarla dolmuştu bedeni
umudun soytarı tiyatrosuna uzanan dalgalara dokundu
ruhunu yalayan biçimlerin kesikleri belirginleşti
gecenin zorba kurnazlığında kumsala bıraktı ismini
geceden güne
tümünü ezinceye kadar
en çok da ismine küs kaldı

posted by bencilkirpi @ 01:52 10 comments

11 temmuz 2006

kişinin "olduğu" "olmak istediği" ile
"sahip olduğu" "sahip olmak istediği" arasındaki boşluk
acıya neden olmaktadır.
kişi yoksuldur eksikliğini duyduğu zenginliği ister
bu onda "acı"ya neden olur
kişi ölümün kaçınılmaz olduğunu bile bile ölümsüzlüğü ister
bu kaçınılmaz durumdan korkmaktadır
bu ondaki "acı"nın kaynağıdır
sorunun çözümü açıktır
"Olan" ile "olması istenen" bir kılınmalıdır
bu kez şu soru gündeme gelmektedir
bu "birolma" nasıl başarılacaktır

posted by bencilkirpi @ 14:55 24 comments

kalakaldım (15 Şubat 2006)


şubatın sesini duyamayan
eksik bir gölgeyle inmiştin gözlerime
bakakaldım
bitemeyen bir umudun
sarısında kalan
penceresiz düşlerimi araladıkça
merdivensiz ömrümün gecesinde
kalakaldım
posted by egom @ 19:03 27 comments

25 0cak 2006


güz yalazı kalbe damlayan
semender aşklara kandığımdan beri
gölgemden bir eksik
kendimden bir fazlayım

ertelendim-3 (0cak 2006)


satır aralarına gömdüğüm
köşe başı sürprizlerinin
yüreğime yağmasını bekledikçe eksildim
eksildikçe ertelendim

ertelendim-2 (18 Ocak 2006)

ranzaların demir kokan nefeslerine
sarılamayan bir düşün kanatları
dağıldıkça akissiz ömrüme
dördüncü yaprağı unutulmuş tuvalimi
sabun kokulu gri uykular boğardı

ertelendim-1( Şubat 2003)


eksik umutlar ektiğim arka bahçesiz sokaklarda
sesinin kimsesizliğine benzeyen çocukluğumu beklerdim
dağılan ömrüme bağışladığın
bu dünyalı olmayan gülümseyişin için
bir ömür beklemeyi göze alırdım
sandık diplerinin bilindik yoksulluğunda
unutulmamış bir şımarıklığın bağışlanmasını dilediğim günlerde
azat edilen yıldızların sarhoşluklarına kanar
yokluğunun rengiyle dağlanan düşlerimi gökyüzüne meze yapardım
elçisiz masalların üşüyen yalnızlığı sokuldukça talaş kokulu ezgilere
gölgende raks eden gece ruhuma yağardı

19 Şubat 2008 Salı

Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...

"O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan
boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer."
(c.y)